28 Mart 2014 Cuma

AŞKIN HİKAYESİ - 2



Basit bir şehrin sırf sen olduğun için anlam yüklü sokaklarında yıllarımı büyütmüştüm. Hiç bir çekiciliği yoktu senden önce.     Yeşili sarı, mavisi uçuk kaçık, dört yanı dağlık dört yanı kuraklık. Ağaçları saymak en kolayıydı bir elin on parmağı. Kurumaya yüz tutmuş dere yatağı. Durmadan şehre sezonluk senfoni veren kurbağaları.

İsyankârdım ben ya da gençliğim. Çok ta düşünmeden günümü geçirdiğim. Hep yalnız, hep tek başıma. Dışımda savaşlardan yıkılmış kalıntıların resimleri, içimde bahar bahçe rengârenk kır çiçekleri. Bir korumaydı sanırım bu duruşum hayata karşı. Esrik vakitlerden firari saatlerden biriydi seni gördüğüm. Seni gördüğüm ve sende öldüğüm. Seni gönlümün zindanına, beni sana sürdüğüm.

             Kıvır, kıvır saçların omuzlarından beline sarılmaya çalışırken. Gözlerin hiç görmediğim ama hayalimde ezbere bildiğim o ürkek ceylanların gözleri gibi tedirgin. Belki de bir merhabayı ilk defa bu kadar uzun bekledim. Bankların sıralı, sırtını dayadığı koridor duvarında bir tören geçişi gibi kantinin dar ama seni bana veren kasım akşamında bir melodi başlamıştı dudaklarımızda. Kalabalıklar arasında usulca yankılanıyordu AŞKIN HİKÂYESİ’NİN kelimeleri kulaklarımızda.

              Arkadaşların arasından çekip almıştım seni. İki bina arasında aheste adımlarla tüketmiştik geceyi. Bitmesini istemediğimiz voltalara başlamıştı ömrümüz. Hava serin, gece karanlık, yerler ıslak. Ara sıra bizi ıslatıyordu kar dönmeye yüz tutmuş gökyüzü sağanak, sağanak. Neden göremiyordum senden başka hiçbir şeyi? Beni kör eden bu geceye, bu yola, adımlara hepsinin sebebi sana neden beceremiyordum kızmayı ve söyleyemiyordum kör gözlerimi unutturan senin  pamuk ellerinden tutmayı.   
27 Mart 2014 – parça 2..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder