TÜRKİYE NİN ÇATISI AĞRI DAĞI.
İnsanın hedefleri olmalı. Hayatını idame ettirmek isterken yan uğraşları, hobileri kendisini iyi hissettireceği faliyetleri. Hep söylerim bir uğraşı olmayan insanlarla uğraşır. O yüzden biz uğraşlarımıza sıkı sıkıya tutunup insanlarla uğraşmamaya kararlıyız. BRAVORUN olarak yurt içinde ve yurtdışında eğlenceli geliştirici aktiviteler yapmaya devam edeceğiz. Isteyen herkes katılabilir.
Bu sen ikinci kez Ağrı dağında zirve yaptık. 5137 metreyi gördük. Yirmi kişilik bir grup ile beş gece altı günlük harika bir aktiviteye imza attık. Iğdır havaalanına indikten sonra önce Tuzluca mağarasının devasallığında muhteşem fotograflar çektik. İçinde biraz kalıp serin havasında nefes darlığımızı açtık. Enerjimizi yükselltik.
Doğubeyazıta geçerken yolda güzel bir çay molası veridik. Otele gidip yerleştik. Özlemişim Doğubeyazıtı, bir yıl önce hasbihal ettiklerimizle yine görüştük. Eksik olmasın Organizatörümüz bu konuda belkide oranın en iyilerinden güzel bir planlama ile pazar sabahı otelde ki kahvaltımızdan sonra maceramız başladı.
Zaten iki bin rakım a yakın olan Doğubeyazıtın yükseltisinden, otelden hareket edip minübuselerle iki bin üç yüz rakıma intikal ettik. Orada eşyalarımızı yük hayvanlarına yükleyip yürüyüşe başladık. Sırtımızda küçük çantalarımız, ellerimizde batonlarımız kısa şortlarla yaklaşık üç buçuk saatlik yürüyüşten sonra üç bin üç yüz metredeki kampımıza ulaştık. Yemeklerimizi yedikten ve az muhabbetten sonra gün batımını seyredip çadırlarımıza dinlenmeye çekildik.
Sabah sekiz de kahavaltımızı yapıp dokuz da harekete koyulduk. Yükseklik arttıkça hareketleri azaltıp bendendeki enerji yakımını düşürmek tırmanışlardaki en doğru davranış. Ağır adımlarla ama sohbeti eksik etmeden atıştırmalıklarımızı yiyerek saat on iki civarı dört bin üç yüz metre kampımıza ulaştık. Yemekten sonra uyumasak bile dinlenmemiz gerekliydi çadırlarımızda zirvenin hayaline daldık. Bu kampa gelirken bir kaç kar geçişinden geçtik. Son geçişte biraz tedirgin oldukları için arkadaşlara dönüşü farklı patikadan yaptırdık.
Ve gece yarımda kahvaltımızı yapıp, yanımıza yiyeceklerimizi aldık. Kafa lambalarımızı yaktık, batonlarımızı açtık, zirve tırmanışına başladık. Karanlıkta çıkması herkese farklı hissettirsede bence çevreyi yanı zorlu patikaları görmeden çıktığımız için daha kolay ve konforlu geliyordu bana.
Gün doğumuna yakın buzul bölgesine ulaştık. Daha önceden alınan granponları herkes ayaklarına taktı. Bu sene şansımıza hava muhteşem derecede güzeldi. Berrak, rüzgarsız, güneşli. Buzulu geçip zirveye ulaştığımızda ekibin mutluluğu görülmeye değerdi. Bir zoru başarmanın, kendini gerçekleştirmenin haklı gururu ile duygular tavan yapmıştı. Normalde soğuktan on dakika duramadığımız yerde yaklaşık kırk beş dakika zaman geçirdik; defalarca fotoğraf çektirdik. Başardığımız bu tırmanışın keyfini sürdük.
Yavaş yavaş dönüşe geçildi önce dört bin üç yüz kampına biraz dinlendikten sonra üç bin iki yüz kampına ulaştık. Sohbetin konusu tamamen değişmişti. Türkiyenin en yüksek noktası yani çatısına Ağrı dağına çıkışın muhteşem tadı damaklarımızda kalmıştı. O gece herkes rahat ve çok huzurlu uyudu. Sabah çiçekleri toplayarak, atların ve katırların arasından eğlenerek, davar sürürlerinin arasından mutlu çocuklar olarak minübüslerin yanına geldik. Karpuzlarımızı yedik sonra araçlara binip otele döndük. Tabiki İshak paşa sarayı, Nuhun gemisi, ve birkaç hatrı sayılır noktadan bahsedip bir sonraki gün havaalnında giderken götürdüğümüz çantaları birde anıları yüklenip yuvamıza geri döndük.
Yaşamaya çalışmak bile ayrı kıymetli. Kimsenin kimseden farkı yok aslından yalnızca tercihlerimiz bizi şekillendirip değiştiriyor, tercihlierimize göre gelişiyor yada gerileşiyoruz.
Seneye Ağustos iki bin yirmi yedi de Ağrı dağında buluşmak üzere....
Saygılarımla
Yasin PAMUK